05 12 2010

Bağışla Bizi Ağustosböceği…!!!

"Ağustosböceği ile Karınca"öyküsünü bilmeyen yoktur herhalde.Tüm yaz boyunca çalışan didinen sevimli karıncayla ona inat,yan gelip yatan,saz çalıp şarkılar söyleyen,eğlence düşkünü ağustosböceğinin öyküsünü. Yıllarca bu öyküyü anlattık bilmeyenlere ve çocuklara hep çalışkanlığı öğretmek için karıncayı örnek gösterdik.Ağustosböceğine ise"Tembel"dedik,"Vurdumduymaz" dedik,"Çalışmazsanız onun gibi alay konusu olursunuz"dedik,öğüt verdiklerimize.Karıncayı yücelttik,onu ise hep yerdik ,ne büyük haksızlık ettik ona,hiç bilmedik gerçeği.... Oysa o bir anneydi,hem de en özverili anne.Peki karınca gece gündüz çalışırken o neden hep oturuyordu hiç kalkmıyordu yerinden,neden saz çalıp durmadan şarkılar söylüyordu?Çünkü ağustosböceği yumurtalarını henüz bırakmıştı ve yumurtalarının olgunlaşıp birer yavru olması için çok yüksek bir ısıya gerek vardı.Hem de öyle yüksek bir ısı ki ağustos sıcağının o kavurucu etkisi bile az geliyordu.Bu yüzden ağustosböceği o sıcakta yumurtalarının üzerinde durmak zorundaydı.Yumurtalarının olgunlaşması için her şeyi yapmalıydı ve biz bunu hiç anamıyorduk ve bu ısı hala yetmiyordu;daha fazla ısı için yumurtalarına kanatlarını sürtüyor,çırpınıyor çırpınıyordu yavruları için...Biz bunu da eğlence sanıyorduk kanatlarından çıkan vızıltıları duyup,ağustosböceği saz çalıyor diyorduk ne de çok yanılıyorduk...Bu da yetmezmiş gibi sıcaktan kavrulan vücudunu parçalarcasına kendini mahveden bu annenin iniltilerini,çığlıklarını anlamıyor ve ağustosböceğini şarkı söylemekle suçluyorduk;nasıl da ... Devamı

24 11 2010

MASALLARDAN ÖGRENDIKLERIM...!!!

Sinderella : hatun kismisinin gece 12den sonra sokakta isi yoktur ...  Uyuyan Guzel: bir kiz kendisini öpen ilk erkekle evlenir ve onunla sonsuza kadar mutlu yasar Hansel ile Gretel: masal kahramanlarinin sayisi arttikca IQ'lari düser.... Çukulatadan evler yenmemelidir.  Kirmizi Baslikli Hanim Kiz: sokakta her gördügün zibidiyle konusma.  Cirkin Ördek Yavrusu: ortaokulda size imali bakislar atan gözlüklü tombul kizla/oglanla dalga geçip asagilamayin, bir bes sene sonra afet olur agziniz acik kalir, aglarsiniz Ali Baba ve Kirk Haramiler: password'ler iyi saklanmali onun bunun yaninda bagirarak söylenmemelidir ( favorim )  Alice Harikalar Diyarinda; her buldugunu agzina sokma  Heidi ; akilli kizlar patikalarda keçi kovalamazlar.  Alaaddin : sokakta her buldugunu karistirma!  Pamuk Prenses: Hiç tanimadiginiz biri size elma verirse sakin yemeyin !  Rapunzel: Bir kuleye kapatildiysaniz kaçmak için saç uzatmayin, uçmayi ögrenmek daha kisa sürer Pinokyo : Baban marangozsa asla yalan söylemiyeceksin ALINTI (internet) ... Devamı

15 05 2010

Yaslilik belirtileri...!!!

Dr.Paul Ruskin, ögrencilerine yaslanmanin Psikolojik belirtilerini ögretirken onlara su olayi okur : ” Hasta ne konusuyor, ne de söylenenleri anliyor. Bazen saatlerce anlasilmaz seyler geveliyor. Zaman, yer ya da kisi kavrami yok. Yalniz, nasil oluyorsa, kendi adi söylendiginde tepki veriyor. Son alti aydir onun yanindayim, ne görünüsü için bir çaba sarf ediyor ne de bakim yapilirken yardimci oluyor. Onu hep baskalari besliyor,yikiyor ve giydiriyor. Disleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Gömlegi salyalarindan dolayi sürekli leke içinde. Yürümüyor. Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarisi uyanip çigliklariyla herkesi uyandiriyor. Çogu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatistirana kadar da feryat figan bagiriyor.” Bu olayi okuduktan sonra, Dr. Ruskin ögrencilerine böyle birinin bakimini üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Ögrenciler bunu yapamayacaklarini söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptigini ve onlarin da yapmasi gerektigini söyleyince ögrenciler sasirirlar. Daha sonra Ruskin hastanin fotografini dolastirmaya baslar. Fotograftaki doktorun 6 aylik kizidir. Dr.Ruskin, Amerikan Tip Birligi Dergisindeki makalesinde, (günümüzde çok yasandigi gibi) gülünç bir yanlis anlamanin insana nasil tamamen farkli bir perspektif kazandiracagini anlatmaktadir. Belki de hayatta yasadigimiz birçok sey bize ön yargilarimiz ve bakis açilarimiz tarafindan dayanilmaz ve zor gözükebilir…     ... Devamı

05 05 2009

Metrodaki kemancı…!!!

  Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder. Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder. En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolar... Devamı

15 02 2009

Senin için ….

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra… Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki… Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama “Hayır, ben senin için ölürüm” ... Devamı

05 04 2008

YASTIK ALTI HIKAYELERi...!!!

Sanattan Anlamak Picasso’nun sergisinde, bir kadın, tablolardan birini ünlü ressama göstererek; - Ben bu resimden hiçbir şey anlamadım, der. Picasso sorar: - Siz Çince biliyor musunuz madam? Bu soruya kadının, hayır demesi üzerine ise Picasso şu cevabı verir: - Ama Çince’yi 1 milyardan fazla yakın insan konuşuyor ve anlıyor.     Bir Ressam’dan Hayat Dersi   Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, haktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci bir kaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpı işaretleri ile dopdolu olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam öğrencisine, üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Fakat bu kez resmin yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam, öğrencisine şöyle demiş; “İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağnağı ile karşılaşabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanla dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltme... Devamı