Hoscakal Yusuf Hayaloglu...




İşte şiirine en yüksek telifi alan şair

HEM ŞAİR, HEM RESSAM, HEM DE MÜZİK ADAMIYDI AMA YILLARCA BEKLEDİ. EMEĞİNİN GERÇEK KARŞILIĞINI BULMASI İÇİN BEKLEDİ. BU BEDEL YÜKSEKTİ. ÇÜNKÜ BİR ŞEYİN DEĞERİ BEDELİYLE MENKULDÜ. VE O FİYAT VERİLDİ. SADECE DOKUZ ŞİİR İÇİN TAM 125 BİN DOLAR ALDI, KASETE OKUDU. ŞİMDİ KİTAP YOLDA..

Yusuf Hayaloğlu’ndan bahsediyoruz. Onlarca sanatçının okuduğu 'Dağlarda kar olsaydım' yada İbrahim Tatlıses’in meşhur 'Nankör kedi' gibi türkülerinin yaratıcısı.. Veya 'Yorgun Demokrat'ın, 'Nazlıcan ve Bedirhan'ın, 'Hani benim gençliğim'in, 'Bir acayip adam'ın ve yüzlercesinin şairi... Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları yazıyor. Yusuf Hayaloğlu, hayata bakışını, neden bu kadar beklediğini, şiirlerinin arkasındaki bilinmeyen dünyasını İMEDYA’ya anlattı.

Pazar günü ikindi vakti Cihangir’de bir apartmanın giriş katındaki küçük dairesinin kapısını çaldığımızda, tatlı gülümsemesiyle karşıladı bizi. Tek başınaydı. Ne bir koruması, nede menejeri vardı yanında. Önce vakti geldiği için arka taraftaki şirin bahçesini suladı, sonra soğuk bir şeyler ikram etti, ardından marlborosunu yaktı ve başladık sohbete.

17-18 yaşlarına kadar amaçsız ve bir o kadar haşarı geçen gençliğini anlattı önce. Kendisini hiç inşa etmemiş bir insandı. Ardından gelen yoğun bir araştırma öğrenme dönemi.. Ama ne araştırma.. Kur’an’dan Marksizm’e, Maosizm’e, Budizm’den Freud’a kadar bütün felsefeler ve dogmalar.. ''Kendime bir iç şemşiye aradım. Bunu buluncaya kadar hiçbir örgüte, partiye, derneğe girmedim.'' diyor Yusuf Hayaloğlu:

''Bütün bu felsefelerin hayatı tam açıklamadığını ve zorlandığını gördüm. Teori, pratiği belirlemeye çalışıyordu ama pratik buna direniyordu. Bunun nedenini araştırdım ve doğanın şaşmaz dengesinde, kusursuzluğunda buldum. Doğaya aykırı hiçbirşey mümkün değil. Değiştirmek mümkün değil. Pratikte ne ise onu anlamalısın. Onu zorlayarak değiştiremezsin. Onu, o pratiğin içindeyken değiştirebilirsin. Dışardan ahkam keserek değiştiremezsin. Birden iç şemsiyeyi buldum ve natüralist olmaya karar verdim.''

İşte bugünkü Yusuf’u böyle yakalamış: ''Şu anda bir uçaktan dünyayı seyreder gibiyim. Ordan tel örgüler gözükmüyor. Yukardan baktığın zaman, dev bir coğrafya.. İnsanlar karınca sürüsü gibi, evler kibrit kutusu gibi. Ayrılıkların anlamı olmadığını gördüm. Hepimiz doğanın parçasıyız. Olabildiğince sevmek, iyi yaşamak, ahlaklı, erdemli olmak lazım.''

Yusuf Hayaloğlu bir buçuk sene önce ilk şiir albümü ‘Ah Ulan Rıza’yı çıkardı. Ardından geçtiğimiz günlerde ikincisi geldi, 'Bir Acayip Adam':

Hayaloğlu, ilk albümün dinleyicilere biraz ağır geldiğini, şimdi ise daha basit, anlaşılır şiirler seçtiğini söylüyor. Türkiye’de sadece kendisine mahsus özelliği ise kendi şiirlerini okuması, onlara besteler yapması. Yani herşeyiyle kendine ait, bir anlamda ‘Sesli kitap’..

Ama sırada yazılı kitap da var. Şimdiye kadar hiç kitabı olmamış. ''Artık zamanı geldi'' diyor. ''Neden?'' sorusuna şu ilginç ve bir o kadar düşündürücü cevabı veriyor:

''Albümü yapmaya zorlayan koşullar şöyle gelişti. Ben kendi kârımı düşündüm. Onun için geç kaldı. Materyalist anlamda değil. Mantığım şu: ‘Benim emeğim para etmeyecek kadar basitse, o zaman sende benim kasetimi yapma.’ Bu bedel yükseldi, tatmin edici bir noktaya gelince, ‘tamam’ dedim. Kitapta da aynısını yapıyorum. Şiir kasetinde Türkiye’nin gelmiş geçmiş en yüksek şiir telifini alan insanım. 125 bin dolar aldım 9 şiir için.. Tek şiir 13-14 bin dolar yapıyor. Bu bir övünme değil. Bu şu demek: Bir şeyin değeri bedeliyle menkuldür. Sen bir şeye çok büyük değer biçebilirsin ama bakalım o parayı veren var mı? Şimdi onu kanıtladım ben. Benim şiirimin kaç para ettiğini kanıtladım . Aynı şeyi kitapta da yapıyorum. Ve Türkiye’de gelmiş geçmiş, ölmüş veya yaşayan insanların alıp alacağı en yüksek telifi iki üç puan yüksek alıyorum. Bu yakında da çıkacak.''

Yusuf Hayaloğlu kendi deyimiyle halk şiiri yapıyor. İşte ilk albümüne isim veren ‘Ah Ulan Rıza’dan bir pasaj:

Neden hala gelmedi
Yoksa saatimi şaşırdı bu hıyar
Gerçi hiç saati olmadı ama en azından birine sorar
Cebimde bir lira desen yok
Madara olduk meyhaneye
Ah eşek kafam benim
Nasıl da güvendim bu hergeleye
Gelse balığa çıkacaktık
Ne çekersek kızartıp
Bir kilo rakıyla yutacaktık.
Bu sandalı geçen hafta çalıntıdan düşürdük
Arkadaşlar ısrar etti
Biz de iyi olur bize uyar diye düşündük.
...

Böyle devam edip giden ve Hayaloğlu’nun yorumuyla insanın tüylerini diken diken eden bir şiir ‘Ah Ulan Rıza’...

Halk şiirini şöyle savunuyor şair:

''Halk şiiri yapmanın zararı yok. Ne diyorlarsa desinler. Ben halkı seviyorum. Yani natürel, avam yaşamayı seviyorum. Kültürüm de bu, sokaktan gelmeyim. Bunu da inkar etmiyorum. Zamanında kolej muadili okudum, akademi okudum, batı kültürü okudum, Şekspir, Marks okudum. Yani sonuçta hiçbirşey değil, hiçbiryere varamıyorsun. Yani gelip geleceğin nokta bir kara toprak derler ya. Neticede halkın denizine giriyorsun. O denize girdiğin zamanda tertemiz oluyorsun, mis gibi oluyorsun. Bunda ne zarar var. Başta biraz zorlayarak oldu. Şimdi tamamen hazmettim. Geldiğim yere geri döndüm. Ordan gelmiştim. Başka yere uçtuk, bir marifetmiş gibi. Sanatçılara da onu tavsiye diyorum. Şatolarından çıksınlar. Kozalarından çıksınlar. Halkın içine karışsınlar. İki tane entel barda oturup kendi kendilerine sanat yapıyorlar. Kendi kendilerine şiir okuyor, kendi kendilerine ödül veriyorlar. Kendi kendilerine dergi çıkartıyorlar. Kitap çıkarıyorlar. 1500 tane basıyorlar, onu da eşe dosta hediye ediyorlar. Gelsinler halkın denizinde yıkansınlar, arınsınlar biraz.''

Yusuf Hayaloğlu bu konuda çok dolu. Mesele ‘türkü’ye geliyor:

''Türkü hayatın bizatihi kendisi. Halkın kendisini ifade ettiği sözlü müzikli bir durum. Bazı TV kanallarında türkü yasak. RTÜK’ten dolayı sabahın 5’ine koyuyorlar. Gazete çıkarıyorsun, halkın kültürüyle alakası yok. Sanat sayfası yapıyorsun. Tam sayfa caz. Tam sayfa bilmem ne. Bunların ne alakası var bizim kültürümüzle. Ondan sonrada ‘niye halk okumuyor’ diye soruyorlar. Halk yok ki yayınlarda. Türkü dinlemeyen halkı bilemez. Türkü bin yıllardır var, ortaasyadan akıp geliyor. Nerelerde konaklamış. Nereleri dolaşmış ve gelmiş Anadolu’nun bağrında akıyor. Sen bu ırmağı görmezden geldiğin zaman, zaten hiçbir yerini kavrayamazsın. Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları seviyorum. Onlar bana hoş geliyor. Halin vaktin yerinde hiçbir problemin yok, neyini yazacağım ben senin yani. İyi durumdaki bir adamın, herşey çok güzel demesinden sıkılıyorum. Sanatçının ekmeği burada, hayatın çelişkilerinden mağduriyetlerinden çıkar.''

Hayaloğlu halkın içinde olunca, bir o kadarda siyaset ve ekonomiyle ilgili. Ve yaptığı şu yorum bugünkü sosyal bunalıma felsefik bir pencere açıyor:

''Çok çalkantılı dönemler yaşadım, ekonomik yönden... Ama halkı bu kadar umutsuz, mutsuz hiç görmemiştim. Yarına dair hiçbir umut kalmamış. Bu, en büyük uçurum, en büyük reaksiyon... Nasıl sosyal bir patlama olmuyor inanamıyorum. Bu korkunç bir tevekkül, korkunç bir sabır. Allah sabır versin. Ama insanlar artık akıllandı. Vatan, millet nutukları ekonomiyi açıklamıyor. Halk, 'Sen bunları derken benim cebimdekini götüyorsan, lanet olsun' diyor. Halk bunu görmüş artık. Herkesin elinin kendi cebinde olduğunu görmüş. Komünizm niye çöktü? Herşeyin devletin olmasından ve devletin içinde devletten palazlanan insanlardan dolayı çöktü. İnsan mutsuzsa hiçbir ideoloji onu etkilemez. Bir çocuğun karnı açsa sen ona dünyanın en güzel masalını da anlatsan o çocuk ağlar. Karnı tok olan, masallar arasında tercih yapar. Çocuğun karnı aç. Halkın karnı aç, ne masal anlatırsan anlat. O yüzden halk tercihlerini de ideolojik olarak yapmıyor. Halk kimde ekmek olacağını sanıyorsa ona sarılıyor. Ama denize düşen yılana sarılır.''

Hayaloğlu ile sohbet çok tatlı, çok uzun.. Ve buraya sadece küçük bir bölümünü alabildik. İki saatten fazla kaldığmıız o küçük, şirin dairesinden bir daha görüşmek üzere, fakat bu defa diğer kaseti beklemeden buluşmak üzere ayrılıyoruz.

biyografi.net´den alinti:


Duygularima ayna olan siirlerin ve sana hoscakal;
Allah rahmet eylesin...








 

Geride Kaldın Sen

Devrilip gidiyorum işte
Geride kaldın sen...

Aşınmış sevdalar gibi
Yıpranmış postallar gibi
Lime-lime, yarasız
Geride kaldın sen...

Kaprislerinle, nazlarınla
Bakışlarınla, sözlerinle
Tutulmayan vaatler gibi
Harcanmış saatler gibi
Tek başına, kararsız
Geride kaldın sen...

Buraya kadarmış güzelim
Boynumda bıraktığın diş izi
Bitmez sandığın aşk denizi
Buraya kadarmış.

Vedalaşmak isterdim oysa
Klasik bir film öyküsü gibi
Ellerini tutup usulca
Son bir kez öpmek isterdim
Kendimi mazur gösterip
Masum ve mağrur bir duruşla
Her şeyi kadere yıkmak isterdim.

Ne gerek var oysa
Yürümeyen birtakım şeylerin
Nedenlerini tartışmaktansa
Asla yürümeyeceğini anlayıp
Bunu hiç konuşmamak
Daha bir yiğitçe değil mi?

Süzülüp gidiyorum işte
Bela olmadan
Yoluna çıkmadan
Hesap filan sormadan
İncitmeden, acıtmadan...

Bir bileti yırtar gibi
Bir kabuğu atar gibi
Sıyrılıp gidiyorum işte
Geride kaldın sen...

Bir tren penceresinden
Akıp giden bozkırın
Ortasında bir kuru ağaç gibi
Geride kaldın sen...

 

 

 

 

 

Yalnızca Bir Anlık

Bu derede, bu bulutun gölgesi,
Yalnızca bir anlıktır.
Bir daha tekrarlanmaz asla,
Dere gider bir yana,
Bulut gider bir yana,
Sen kalırsın ortada.

Son vapurda, bir kadına rastlar,
Kibarca gülümsersin.
Kaybettin, geri gelmez artık,
Vapur gider bir yana,
Kadın gider bir yana,
Kalbin kalır ortda.



Yalnızca bir anlıktır mutluluk.
Sevdalar, heyecanlar;
Hepsi bir anlık.
Kalansa, tortusudur hayatın,
Yalanlar ve acılar;
Bir de yalnızlık.

Hey koca Yusuf!
Yusuf'cuk, ah yusufçuk!

Rüzgarlara savurdun hep, şarkını.
Herkesten saklandın,
Her şeye gücendin durdun.
Yoruldun,
İflah etmezsin sen.

Ömrün gitti bir yana
Hüznün gitti bir yana,
Şiirin kaldı ortada...

 

 

 

NEYLERSİN

 

Bazen acı dinmez, bazen de yağmur

Sevgilim gülümse, her şey unutulur

Suskunuz bu akşam üstü

Hasrete yanmışız, neylersin

 

Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye

Kalırsa, sadece o hüzün kalır..

Sen de anladın ki yapa-yalnızız...

Buluşmamız yasak,

Görüşmemiz uzak...

Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız,

Neylersin...

 

Ah güzelim,

İncinmiş bir sesi vardır yağmurun;

Yanaklarına vurduğunda hissedersin.

Ve bir veda sözcüğü, saçlarına,

Titreyen bir öpücükle dokunduğunda;

Bu anı dondurmaya yetmez nefesin.

Bir film sahnesi gibi

Akar gider ayrılık,

Neylersin...

 

Biz zaten hiçbir romanda

Kendi hayatımıza rastlamadık.

Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı.

Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı.

Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız.

Oysa tuttuğumuz balıkları bile

Yeniden denize bağışlamıştık.

Biz, hayata dair

Hiçbir yanlış yapmamıştık...

Neylersin...

 

Biz bu sonucu haketmedik,

Hayır, etmedik...

Ömrümüz bu talana lâyık değildi.

 

Bazen acı vurdu, bazen de yağmur

Hiç gülmedi yüzümüz,

Hiç büyümedi gülümüz...

Bizi yalnızca akşamlar kucakladı,

Biliyorsun,

Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz...

 

Bir gün, bu öykünün sonuna gelince

Ansızın desem ki: hoşça kal canım!

Unutursun,

Mecburen unutursun...

Yıldızlar söner, bu aşk da biter!

Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız.

Neylersin...

 

Ah bebeğim, ah..

Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının,

Dudaklarına sızınca farkedersin.

İçindeki vurgun aşklar mezarlığında,

Ayrılık, ölümden üste yazılınca,

Gideni durdurmaya yetişmez sesin...

Bir inme gibi dolaşır bedeninde pişmanlıklar,

Neylersin...

 

Biz zaten hiçbir sinemaya

Tam vaktinde yetişemedik.

Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı.

Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı.

Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi.

Oysa Nuh'un Gemisi'nde bile

Bize yer kalmamıştı.

Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı.

Neylersin...

 

Biz bu aşkı sürdüremezdik,

İnan, sürdüremezdik...

Kalbimiz bu heyecana müsait değildi.

 

Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur...

Unutmasan bile artık

Unutur gibi yapacaksın.

Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda,

Hiç bitiremediğim

Bir şiir olarak kalacaksın...

 

 

BİR VEDA HAVASI

 

Vakit tamam, seni terk ediyorum.

Bütün alışkanlıklardan öteye...

Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.

Doymadım inan, kanmadım sevgine.

Korkulu geceleri sayar gibi,

Birden bire bir yıldız kayar gibi,

Ellerim kurtulacak ellerinden

Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.

Aşk sa bitti, gül se hiç dermedik

Bul kendini kuytularda hadi dal

Sen bir suydun, sen bir ilaçtın.

Hoşçakal iki gözüm hoşçakal.

 

Vakit tamam seni terk ediyorum

Bu incecik bir veda havasıdır

Parmak uçlarına değen sıcaklık

İncinen bir hayatın yarasıdır

Kalacak tüm izlerin hayatımda

Gözümden bir damla yaş aktığında

Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan

Kan tarlası gelincik şafağında

Ölümse korktum savaşsa hep kaçtım

Vur kendini korkularda hadi al

Seninle bir bütün olabilirdik

Hoşçakal iki gözüm hoşçakal

3/3/2009 | Kategori:Sairler | (1) Yorum yaz! Baglanti


Orhan Veli Kanik....

 

Hürriyete doğru

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Deniz kızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı ?
Heeeey !
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.


DALGA

 

Mesut sanmak için kendimi

Ne kağıt isterim,ne kalem

Parmaklarımda sigaram

Dalar giderim mavisinden içeri

Karşımda duran resmin..

 

Giderim deniz çeker

Deniz çeker,dünya tutar

İçkiye benzer birşey mi var

Birşey mi var ki havada

Deli eder insanı,sarhoş eder?

 

Bilirim,yalan,hepsi yalan

Taka olduğum,tekne olduğum yalan

Suların kaburgalarımdaki serinliği

İskotada uğuldayan rüzgar

Haftalarca dinmeyen motor sesi

Yalan....

 

Ama gene de

Gene de güzel günler geçirebilirim

Geçirebilirim bu mavilikte

Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız

Ağacın gökyüzüne vuran aksinden

Her sabah erikleri saran buğudan

Buğudan, sisten,ışıktan,kokudan...

 

Ne kağıt yeter ne kalem

Mesut sanmam için kendimi

Bunların hepsi...hepsi fasafiso

Ne takayım, ne tekneyim

Öyle bir yerde olmalıyım

Öyle bir yerde olmalıyım ki

Ne ışık,ne sis,ne buğu gibi

İnsan gibi....

 

 

 

 

 

 

 

Içkiye benzer birsey var bu havalarda
Kötü ediyor insani, kötü
Hele birde hasretlik oldu mu serde
Sevdigin baska yerde
Sen baska yerde
Dertli ediyor insani, dertli
Içkiye benzer birsey var bu havalarda
Sarhos ediyor insani, sarhos...

 

 

 

 

DÜŞÜNCELERİMİN BAŞUCUNDA

Hasretimin yıllardanberi bel bağladığı..
İşte odur düşüncelerimin başucunda.
O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.

Kendi bahçesidir onun içinde gördüğüm.
Yollar yine her günkü gibi yaz uykusunda
Ve yaban çiçeklerinin buruk kokusunda
Her ikindi günlük ruyasını gören mürdüm.

Onun da dudaklarında bir eskiye dönüş,
O da yüzmede bir ses yığını üzerinde.
Bin hatırayı bir anda duyan gözlerinde
İnsana ruhlar dolusu haz veren düşünüş.

Sonra kızlık kadar temiz, aydın bir açılma:
Evine giden toprak yolda o yine çocuk,
Yine uykuyla başlıyan alemde yolculuk
Ve taptaze sabahlar kayısı dallarında.

Hasretimin yıllardan beri bel bağladığı..
İşte odur düşüncelerimin başucunda.
O, göğsünün taşkın hareketi avucunda,
Gözlerinde rüyaların gülüp ağladığı.

 

 

 

 

Deniz

Açsam rüzgara
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendim
Bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün

 

 

 

Yaşamak

Biliyorum, kolay değil yaşamak,

Gönül verip türkü söylemek yar üstüne;

Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,

Gündüzleri gün ışığında ısınmak;

Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,

Yan gelebilmek Çamlıca tepesine...

Bin türlü mavi akar Boğaz'dan

Her şeyi unutabilmek maviler içinde.



Biliyorum, kolay değil yaşamak;

Ama işte

Bir ölünün hala yatağı sıcak,

Birinin saati işliyor kolunda.

Yaşamak kolay değil ya kardeşler,

Ölmek de değil;

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

 

 

 

 

 

Gün Doğuyor

Dili çözülüyor gecelerine.
Gölgeler kaçışıyor derine
Alıp sihrini bilmecelerin:
Gün doğuyor şehrin üzerine.
Korkarak şeklalıyor bacalar,
Gün doğuyor şehrin üzerine;
Dalıyorlar günün gözlerine
Gözleri uykulu atmacalar.

Sallayarak dallarını kavak
Yükseliyor her günkü yerine,
Gün doğuyor şehrin üzerine
Mavi bir ışıkla ağararak.



Gün doğuyor şehrin üzerine,
Renk hacimle doluyor her yer.
Bakıyor dağınık yüzlü evler
Hala yanan sokak fenerine.
Toprak kımıldıyor yavaş yavaş,
Gün doğuyor şehrin üzerine,
Bembeyaz gece çiçeklerine
Sabahla düşüyor bir damla yas.

Ve bir deniz hücumu halinde
Gün doğuyor şehrin üzerine.

 

 

 

 

Son Türkü

Kaybolmak uz re suya düsen bilezik;
Bak, butun kırışıklar silindi sudan.
Son saatimde mi uyandım uykudan,
Neden bos gecen yıllardan içim ezik?
Durdu beni ölüme götüren kervan.
Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda.
Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
Benim ilahilerim hala okunan.

Sevgilim...... ellerime dokunaraktan.
Beni çağıran bir eda var sesinde.



Bu muydu insanlara son nefesinde
Görüneceğinden bahsedilen şeytan?
Sular çekilmeye başladı köklerde
Isınmaz mi acaba ellerimde kan?
Ah! Ne olur butun güneşler batmadan
Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde!

 

 

 

 

Tenezzüh

Böyle gece yarısından sonra
Ne diye ışık yanar bu dağ evinde?
Ne yaparlar acaba içerdekiler?
Konuşurlar mı, tombala mı oynarlar?
Belki o, belki bu...

Konuşurlarsa ne konuşurlar?
Muharebeden mi, vergilerden mi?
Belki de hiçbir şey yapmazlar
Çocuklar uyumuştur
Efendi gazete okur



Ayali dikiş dikmektedir
Onu da yapmazlar belki de
Kimbilir
Belki de yazılmaz
Ne yaptıkları

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Ibrahim Sadri...

 

Öylesine Sevmiştim


Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin

İçimde bir şarkı
Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden

Sevdiğimiz şarkıları da
Pencareme konan yusufcukları da
Bana karanlığı bırak
Beni bırak, beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık

Öyle kapıda susuşun
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangının

Şimdi gidiyorsun, git
Hadi git

Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma

Zaten ben seni öylesine sevmiştim

Şimdi gidiyorsun, git
Bütün sabahları üşüdüğüm

Bütün gördüğüm senli günlerim, onlarda gitsin
İçimde bir şarkı

Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin ..

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaç, Gİzlen, Sus,

Ben ölmek için doğmadım..
Her gece yürüyüşlerimde
Bir yıldız kayar gökten
Ama hiç dilek tutmadım,
Kehribar tesbih misal
Hep yıldızlar saydım,
Yalnızlıktan kaçıp, ayın mehtabında dolaştım,
Kendimi gizledim vefasız aynalarda,
Kamufle olup sessizliğe sustum,
Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..

Ben ayrı dünya çocuğu..
Her gece ayın doğuşunda
Sancısını çekerim yalnızlığın,
Sonra firari fikirle yıldızlar sayarım,
Kaçarım esaretine düşmekten yalnızlığın,
Gök kubbesi altında gizlenirim karanlığın,
Yürürüm gecenin kucağına susarım,
Benim adıma doğan
Her Gündüz için, her güneş için
“To be or not be” önemli değil,
Her ne kadar asil bir eylem olmasa da
Ben kaçarım, ben gizlenirim, ben susarım..

Ben ölmek için doğmadım..
Her gece yürüyüşlerimde
Bir yıldız kayar gökten
Ama hiç dilek tutmadım,
Kehribar tespih misal
Hep yıldızlar saydım,
Ben kaçtım, ben gizlendim, ben sustum..

Ben ölmek için doğmadım
Ben ebedi yaşamak için öleceğim…

 

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Nazim Hikmet...

 

NAZIM HİKMET'TEN BİR FOTOĞRAFA

 

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
 
 
NAZIM'DAN
Kendi kendimizle yarismadayiz gulum
Ya olu yildizlara hayati goturecegiz
Ya dunyamiza inecek olum. 
 
En guzel deniz: henuz gidilmemis olandir
En guzel cocuk: henuz buyumedi
En guzel gunlerimiz: henuz yasamadiklarimiz
Ve sana soylemek istedigim en guzel soz
Henuz soylememis oldugum sozdur. 
 
Umuda bin kursun siksa da olum
Unutma umuda kursun islemez gulum.

 

 

 

 

 

 

İnsan
Ya hayrandır sana, ya düşman
Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun
Ya bir dakka bile çıkmazsın akıldan

 

 

 

 

Hasret

Denize dönmek istiyorum!
Mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
Ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

 

 

 

 

 

Memleketimi Seviyorum

Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tutunu gibi.

Memleketim:
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendimden bile gizleyerek
sarkık bitikleri altından gülen halkımın eseridir.


Memleketim
Memleketim ne kadar geniş:
dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Makas, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim:
develer, tren, Fora arabaları ve hasta eşekler,
kavak, söğüt ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abana golünde yüzer.

Memleketim:
Ankara ovasında keçiler:
kumral, ipekli, uzun kürklerin parıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un
Al yanakları mis gibi kokan Amasya Elması,
zeytin, incir, kavun ve renk salkım salkım üzümler
ve sonra kara saban
ve sonra kara sığır:
ve sonra: ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinci ile kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yari aç, yari tok
yari esir...

BENCE ŞİMDİ SEN DE HERKES GİBİSİN

 

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor 
Oralarda kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum senden gizlice
Kalbime baktımda işte iyice
Anladım ki sende herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde yok bile sana kinim
Bence şimdi sen de herkes gibisin

 

 

ÖLÇÜ

Sevdiğin müddetçe 
                      ve sevebildiğin kadar,
sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe
                      ve verebildiğin kadar gençsin.

                                                                     1947

 

 

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Özdemir Asaf...

 

 

 

Umut yapraklari

Öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

 

 

KELİMELER

 

 

Yarıda kalmış aşklarının hesapları içinde

 

Denizlere açıldı içimizden biri

 

Niçin gittiğini söylemeden.

 

Doyulmamış arzularla doluydu yelkenleri.

 

Yıpranmış kelimelerin verdiği güvenden.

 

Bulacak sanıyordu yenilikleri.

 

Her an bir yeni su vardı,

 

Her yeni suda bir yeni an.

 

Deniz, dalgalarıyla gösteriyordu dışından

 

Yaşananla düşünülenler arasındaki farkı.

 

Bitmiyordu köpüklerle renkler

 

Bir başka damlada, bir başka ışıkta başlamadan.

 

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

 

Dışında ne varsa yeni, ne varsa gerçek.

 

Yeni manzaralarla gelen yeni duygular

 

Hani, eski kelimelerle olmasa

 

İnsanın ömrünce devam edecek.

 

Gözlerinin önünde bir oyun, ardında bir oyun.

 

Anladı,ölmekle yaşamanın birleştiği noktada

 

Yeni rüzgarlarla esen yeni korkulara

 

Yeniliklerini bağışlamayan kelimelerin

 

Nasıl düşman sığınaklar halinde direndiğini.

 

Anladı, bütün olmuşlarla olanların

 

Ve bütün olacakların

 

O kelimelerin içinde

 

Kendisine varmadan eskidiğini.

 

 

 

 

 

BUGÜN VE BUGÜN

 

Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına.

Daha dün doğmuşuz sanki

Yeni okula başlamışız

Yeni sevmişiz

 

Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına

Yarın bitecek sanki her şey

Yarın ölecek gibiyiz.

 

Daha doymamışız yaşamasına

Günlerimiz dün bir, bugün iki

Sakın bir şey bırakma yarına

Yarın yok ki.

 

 

 

Ağlamak

 

Bazı acılarda yetmez

Bazı ölümlere

 

Örtüsüdür bazı acıların

Örter, örtülmez

Savunur bir süre

 

Ağlayanlar sevinmeli

Sevin ağlıyabiliyorsan

Acılar art arda dinmeli

 

Durur bir nöbetçi gibi

Durur bir bekçi gibi

Zamana gülmeli-gülmeli.

 

Sevin ağlıyabiliyorsan

Unutmanın kardeşidir ağlamak

Uyur uyanır yatağında duyguların

Düşüncenin kucağında hep çocuktur

Ağlamak.

 

 

 

 

 

Aşk


Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır, bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

 

 

 

Yalnizlik..

yalnız kaldınız sanırsınız,
biliyorum.
yalnız bırakılmışsınız,
biliyorum.
ötesi yok.

....

ötesi var!
yalnızlık
müziğin bile seni dinlemesidir.
yalnızlık
insanın kendine mektup yazması
ve dönüp-dönüp onu okuması
yalnızlığın da ötesidir.''


 

Duyguya tas...

duyguluysan işin zor,
yaşamda yeniksindir.
duyguluya sor,
ona aşkları da acı verir.

hep bir karanlığa uyanır, yalnız:
düşleri gerçekleri, gerçekleri düşleridir.
aldatsanız, aldansanız,
o hep bir karanlığa uyur gibidir.

hiç ölüsü yoktur,
herkes, her şey anısındadır.
geleceği geçmiş'in gözünden okur;
hep bir yangının bacasındadır.

gülerken bir düğündür, acı-son'lu,
aldatılara uğurlayan gelinlerini.
bir çocuk bahçesidir, renk-renk balonlu,
savaşlara uğurlayan bebeklerini.

sinmiş her şarkıya, her uyanı'ya, uykuya,
ölümün yaşayan kardeşidir.
hep sezer, sezdikçe duyguluya
yengiler de hüzün gelir.

 

 

 

Umut yapraklari...

öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
ardında savrulsunlar,unut yaprakları.
sevinçlerinde onlar vardı,hüzünlerinde onlar
seninle yeşerdiler,seninle soldular

 

 

 

 

KENDİSİNİ UNUTMUŞ

Bütün aşkların kitabı elinde
Sevilmemiş yinlerin balosuna gitti.
Öylesine kalabalıktı ki,
Sevdiğini anlamadı.
Bütün kapıların anahtarı elinde
Öpülmemiş dudakların balosuna gitti.
Öyle aydınlıktı ki,
Öptüğünü anlamadı.
Işıklarla örtünmüştü çıplaklık,
Renklere uzandı susamış,
Beyazlıklar arasında kayboldu bakışları.
Gözleri yaşamıyordu artık.
Şekilleri çağırmaya gitti, kandıracak.
Elleri aranıyor tutamıyordu.
Elleri, elleriydi kurtaracak,
Artık yaşamıyordu.

Bir yanda gelen o dinmeyen aydınlık,
Aldıkça alan.
Bir yanda giden bir noktaydı karanlık,
Ellerinde başlayan, gözlerinde biten.
Bağırdı, kan gibi aktı sesi,
Aşamadı dişinin duvarından.
Elinde bütün aşkların kitabı,
Anlatıyordu aldanan aydınlıklarından.
Elinde bütün kapıların anahtarı,
Ve unutulmuş bir duvarda, kendi kapısı...
Varamadı.
Ora öyle karanlıktı ki.
Öldüğünü anlamadı.

 

 

Bu Sevgidir

Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir.
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir.
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.

 

Bir Perde


Hepimiz ikinci perde' deyiz
İkinci perde bitmez

Birinci perdede umutlar vardı
Yetmez

Üçüncü perdeye
Kim-kalır / kim-kalmaz

Belli olmaz

 

 

 

 

 

Çizgi

Kendimi sileceksem,
Bilirim sende varım.
Senin ben yarısıyla seni ben tamamlarım.
Seni sende bütünler,
Sana sende inanır,
Seni sende silerim,
Seni bende yazarım...

 

Giden

Bir gecedir bütün geceler gibi
Saçlarında,tanıdığın ellerin en ağırı
Gözlerinde maceraların en derini...
Sana anlatırlar geçenle kalandan
Bir gecedir bütün geceler gibi
Karanlıklardan,aydınlıklardan

Ne varsa kendincedir
Pencere camlarında ışıklar parlar
Halıda yatar eşyanın gölgesi
İç içedir artık sokaklar,evler,odalar
Duvarlar bakışları keser,kapılar sesi
Ne varsa kendincedir

Ve senin,üzerinde binbir düşünce,günden
Oynaşır hatıranla,kalbinle,ümitlerinle
Herşey düşünmektedir seninle
Birden,bir rüzgar eser,sana doğru senden
Seninle çoğalmaya başlar kendisiyle bitenler
Hatırlayan ellerinle,unutmayan gözlerinle

Değişir sezilecek kadar yavaştan
Değişir istenen istenmeyen
O koruyan zor yalanlar silinir
Büyür kolay bir doğru,bilinen,söylenmeyen
Uyuyanlar uyanmış,ölüler dirilmiştir
Bir gecedir sana doğru senden

Bir gecedir sana doğru senden...
Geçen yaşadığındır,yaşarken anlamadan
Kalan bir gerçektir belki
Bir iğne gibi kaybolan,bir bardak gibi kırılan
Gelen sanki beklediğindir
Ve giden,en tatlı,en sıcak,en kocaman..


 

 

Eskiden

 

Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bize masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden.
Büyük anneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
Demek bunun için gittiler hikâyelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Gençliğimizi donatırlardı.
Hep iyi şeyler hatırlatırlardı
Geçip gitmiş devirlerden.
Sevgi ve ümid yaratırlardı.
O zaman her şey uzaktı ölümden.
Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
İster istemez saadet taşardı
Gamsız günlerimizden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Hayâl içinde yaşatırlardı.
Güldürür ağlatırlardı
Duymadan biz, düşünmeden.
Her an bir asır kadardı.
O zaman herkes uzaktı ölümden.
Candan sevdiklerimiz vardı.
Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

f

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Can Yücel...

 

 

 

 

Yaprak Dökümü

Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr
Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabî eşkiyalar

Onlar da olmasalar benim gayrı kimim var
?

 

 

Sakız Ağacı

O bir sakız ağacıydı, alelade;
Bir gün o yeşil sahile çıktı geldi,
O zaman bu zamandır memnun yerinden;
Seyreder bulutları, göğü, denizi.

Titreşirdi rüzgârla güneşli yaprakları;
Ömür sürdü öyle hoşnut dünyasından,
Aydınlıktan uyku tutmazdı bazı geceler,
Motor sesleri duyulurdu uzaklardan.

Tanrı adını işitmedi ömründe;
İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
Yaşamak dururken düşünmek niye?

Anmadı geçenleri bir defa bile;
Ne uğraşır mesut olan gelecekle?
Bir avare misali, günü gününe,
O bir sakız ağacıydı, yaşadı sade.

 

Seninle Olmak...

 

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığnı taa içimde hissetmek .

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musn ?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamzda
boş yere saatlerce havadn sudn söz etmek.

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musn?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamk gülmek.
Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek.

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak.
Senin yanında olan seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

Seninle olmanın en mutlu yani ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...
Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.
Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...
Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...
Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı
umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek ...
Sevgili yerine dost kalmayı başarmak .
Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde .
Kanadıkça tuz yerine göz yaşlarımı basmak yüreğime .

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun ?
Nereden bileceksin ?
Sen benimle hiç olmadın ki .
Olsaydın avuçlarım terlemezdi ...
Isırmazdım dilimin ucunu ...
Özlemezdim seni yanımdayken ...
Kıskanmazdım .
Korkmazdım yollarda yürümekten .
Islanmazdım yağmurlarda ...
Yıldızlara aya dert yanmaz böyle her şarkıda sarhoş olmazdım .
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize ...
Ve her kulaçta haykırırdım seni .
Ama sen hiç benimle olmadın ki ...
Ya aklın başka yerlerdeydi.
Ya yüreğin ...

 

 

 

BULUŞMAK ÜZERE



Diyelim yağmura tutuldun bir gün

Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek

Öbür yanda güneş kendi keyfinde

Ne de olsa yaz yağmuru

Pırıl pırıl düşüyor damlalar

Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın

Dar attın kendini karşı evin sundurmasına

İşte o evin kapısında bulacaksın beni



Diyelim için çekti bir sabah vakti

Erkenceden denize gireyim dedin

Kulaç attıkça sen

Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan

Ege denizi bu efendi deniz

Seslenmiyor

Derken bi de dibe dalayım diyorsun

İçine doğdu belki de

İşte çil çil koşuşan balıklar

Lapinalar gümüşler var ya

Eylim eylim salınan yosunlar

Onların arasında bulacaksın beni



Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya

Çakmak çakmak gözleri

Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı

Herkes orda sen de ordasın

Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından

Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim

Özgürlüğe mutluluğa doğru

Her işin başında sevgi diyor

Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili

Bi de başını çeviriyorsun ki

Yanında ben varım

 

Çaya şeker

Yalnızlığa dayanırım da, birbaşınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,
Ama;
'Günün aydın,akşamın iyi olsun' diyen biri olmalı,
bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa kulağımda.
Yoksa,
Zor degil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp,
bir başına yudumlamak doyasıya,
Ama:
'Çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

 

 

Boşver be yaşı başı!

gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?

 

 

 

 

 

KADIN DENİLEN KAYIP KITA
Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan milyonlarca erkek, çoğu zaman eli boş döner açık denizlerdeki bu nafile seferlerinden ...
Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca, Kolomb sendromuyla "Acaba yanlış kıtada mıyım " telaşına kapılırlar.
Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan; kaşifin kıtayı algılayış biçimidir ...
Asgari topografya bilgisinden yoksun oluşudur ...
Kıta'nın bazen kaşife göre mevsim değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi bir arada yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır ...
Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kaşifin görünüşü arasındaki farkı kavrayamayışıdır.
Bu pusula hatasından ötürü, kaç erkek olağanüstü bir keşfin kenarından dönmüştür, kaç kaşif, henüz keşfetmediği kıtaları yok sayarak gerçek yüzölçümünü bilmeden yaşadığı bir kıtanın kıyısında tüketmiştir nihayetini kim bilir ?


... Ve kim bilir kaç kıta uzaktan gülümseyerek izlemiştir çevrede kendisini arayan şaşkın kaşiflerin nafile turlarını ...

 

 

 

 

 

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne."o olmazsa
yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte. yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın. çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde. paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin, güneşi, ayı, yıldızları... mesela kuzey yıldızı,senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin. mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak. ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye. ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...

 

 

 

 

 

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

 

 

 

 

SENINLE YASLANMAK ISTIYORUM.

SENELER GECSIN, SEN BENI BIL, BEN SENI BILEYIM ISTIYORUM.
NICE SIKINTI VE ZORLUK YASAYIP ANLATALIM.
YASAYALIM KI, OGRENELIM HAYATI VE DESTEK CIKMAYI.
BIRBIRIMIZIN OMUZLARINDA AGLAMALIYIZ.
PAYLASMALI VE BERABER SIKILMALIYIZ.
OYLE KI, YALNIZ SIKILMAK, SIKMALI BIZI.
YASAYALIM KI, PARAMIZ OLUNCA SEVINELIM.
GUZEL GUNLERIMIZI,KUTLAMALIYIZ.
BOYLECE YASAMALIYIZ ISTE.
SONRA COCUGUMUZ OLMALI,
DUSUNSENE, SENIN VE BENIM OLAN BIR CANLI.
GECELERI AGLADIKCA SIRAYLA SUSTURMALIYIZ.
SEN ARADA MIZIKCILIK YAPMALISIN.
VE BEN SOYLENEREK SIRANI ALMALIYIM.
YORGUN OLDUGUM ICIN YEMEK YAPMAMALIYIM,
SOYLENEREK YUMURTA KIRMALISIN.
HAVA SOGUKKEN BIRBIRIMIZE SIKICA SARILIP YATMALIYIZ.
ZAMAN SU GIBI AKIP GIDERKEN, HERSEY YASANMIS BIR HAYATIMIZ
OLMALI.
HERSEYE RAGMEN HIC BIKMAMALIYIZ BIRBIRIMIZDEN.
MUTLU DA OLSA, KOTU DE OLSA, YASADIGIMIZ GUNLER BIZIM
GUNLERIMIZ
OLMALI.
SACLARA DUSUNCE AKLAR, YA DA GIDINCE AKLAR,
COCUKLARI GUVENCE ALTINA ALIP GITMELI BU SEHIRDEN.
KAVGASIZ, HER SABAH CINAYETLE UYANILMAYAN, SESSIZ BIR YERE
GITMELIYIZ.
GECELERI BALKONDA DENIZI SEYREDIP, SANDALYELERIMIZDE
SALLANMALIYIZ.
EVE GELIP, BENDEN KAHVE ISTEMELISIN.
ÇOCUKLAR GELMELI ZIYARETIMIZE, GECMISTEKI HAREKETLI GUNLERIMIZI
ANIMSAMALIYIZ.
BEN, "BEY" DEMELIYIM SANA, SEN DE "HANIM".
OYLE SEVMELISIN KI BENI BU YAZDIKLARIM KORKUTMAMALI SENI.
TEBESSUMLER ACTIRMALI YUZUNDE.
BIRGUN BU HAYATI BIRAKIP GIDERKEN,
SADECE MUTLULUK OLMALI YUZUMUZDE
BIRBIRIMIZI SEVMENIN GURURU OLMALI "HER YERDE"...

 

 

 

 

 


EĞER...

 

 

Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

 

 

 

 

 

En uzak mesafe ne Afika’dır.

Ne Çin,, ne Hindistan.

Ne seyyareler.

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.

En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir.

Birbirini anlamayan.

 

 

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (4) Yorum yaz! Baglanti


Behcet Necatigil...

 

 

 

Seni Yassamak

Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.

Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece

 

 

 

 

SEVGİLERİ YARINLARA BIRAKMAK
Sevgileri yarınlara bıraktınız,
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı,
Bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış yeterken bile anlatmaya,
kalbinizi dolduran duygular,
içinizde kaldı,
siz geniş zamanlar umuyordunuz,
dar vakitlerde sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk,
geleceği aklınıza gelmezdi,
gizli bahçenizde açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız,
vermeye az buldunuz,yahut vakit olmadı..

 

 

Nilüfer

Ben oraya koymuştum, almışlar,
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.

 

Kışken ilkyaz sularımda açardı;
Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?
Eski defterlerden sararmış yaprak,
Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.

 

Bir ışıktı, yanardı yalnız gecelerde;
Akşam, çiçekler uykuya yattı,
Sardı karşı kıyıları karanlık,
Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Ümit Yaşar Oğuzcan...

 

 

 

Giden Bir Ömre Gazel...

Zamanlar iyi kötü yaşanır gider
Sanma bu yol sonsuza uzanır gider

Anahtar açmaz olur bir gün kilidi
Ne kalmışsa içinde paslanır gider

 

Kişi çıktığı yerden düşer ansızın
Bir salıncak boşlukta sallanır gider

Bir gün anlar her şeyin boş olduğunu
İnsan insanlığından utanır gider

Çöker omuzlarına birden gökyüzü
Ne bulmuşsa hepsinden usanır gider

Dönülmez bir yerinde yaşantısının
Her insan bir rüyadan uyanır gider

Bir gün gelir ümitler solar çaresiz
Sevenler sevilenler aldanır gider

Anlarız her gerçeği son dakikada
Bir hançer bağrımıza saplanır gider

 

 

 

 

 

 

 

 

SENSİZ OLMAK !

nerde o denizim benim, lekesiz gökyüzüm?

      hani o içtikçe susuzluğumu arttıran çeşme?

kim götürdü bakışlarımı, ne oldu gözlerime?

hani benim ellerim, ayaklarım, saçlarım, yüzüm?

 

bu ben değilim besbelli, bu bir başkası!

gözlerim yabancı bakıyor gözlerime aynadan

o kim? böyle durup durup beni aldatan?

besbelli bir oyuna gelmişim açıkçası

 

birini sevmişim besbelli, beni koyup gitmiş,

ondan şimdi aradığım hep o, hep ben!

o ikisi kırmış beni, yıkmış , incitmiş

 

şimdi bilmediğim bir şarkı her yerde söylenen;

sevinçten , mutluluktan , sevgiden uzak.

ne acı! senin olmak , sende olmak , sensiz olmak!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GERCEKTEN SEVMEK

O durmadan kaçıyor;
Sen ardından gitmiyorsan;

O günün her saatinde saklanıyor,
Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;

O sana acıların en büyüğünü tattırıyor,
Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;

Boşuna aldatma kendini,
Onu sevmiyorsun demektir.
Elindeki içki kadehinde,
Dudağındaki sigarada ,
Okuduğun kitapta,
Mırıldandığın şarkıda,
Söylediğin şiirde,
Gördüğün rüyada
Ve yaşaman icin
Ciğerlerine doldurduğun havada
O yoksa;
Onun vazgeçilmezliğini anlamamışsan;
Onu sevmiyorsun demektir.
Renkler onunla değerlenmiyorsa,
Örneğin; onsuz kırmızı kırmızılığının,
Mavi maviliğinin farkında değilse,
Beyaz yalnız o giydiği zaman
Güzelliğini haykırmıyorsa,
Sabahları onu görünceye kadar
Güneş doğmuyorsa
Ve onsuz gökyüzü geceleri
Aya, yıldızlara hasret değilse
Onu sevmiyorsun demektir.

Sokakta gördüğün her yüzde
Ondan birşeyler aramıyorsan,
Güzel bir manzara,
Hüzünlü bir musiki onu hatırlatmıyorsa,
Uykudan uyandığın zaman
Yaşamakta olduğundan önce
Onu hatırlamıyorsan,
Omuzlarına dökülmüş saçları,
Bir sis perdesinin ardında
Her zaman gülen,
Işık sacan gözleri
Aklına gelmiyorsa,
Durup durup avuçlarının
Sıcaklığını özlemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.

Dünyada yaşıyan öteki insanların
Senin için hâlâ bir değeri varsa ,
Ona karşı tutumunu
Toplumun köhne ve manasız
Kurallarına göre ayarlıyorsan
Ve açık açık
Sanki var olduğunu haykırırcasına
Sevgini söylemiyorsan;
Onu sevmiyorsun demektir.

Yok o senin icin
Herşeyden değerliyse,
Gözünü yumduğun anda
Onu görebiliyorsan,
O bütün şarkılarda,
Bütün şiirlerde,
Bütün resimlerde ise,
Ona muhtaç olduğunu
Söylemekten utanmıyorsan,
Senin içten ve büyük sevgine
Karşılık vermiyeceğinden
Korkmuyorsan,
Bütün bencil duygularından
Sıyrılabilmişsen
Onun için herşeyi,
Ama herşeyi yapacak gücü
Kendinde buluyorsan,
Her hali sana
Ayrı ayrı güzel geliyorsa,
Karşıisında kendini
Bir çocuk gibi hissediyorsan,
İstediği anda onun için
Ölebileceksen,
Onun için yaşıyorsan
Ve yine onun için
Bildiğin bilmediğin
Bütün düşmanlıklara
Karşı koyabileceksen,
O her geçen dakika
Sende biraz daha büyüyorsa
Ve kendi kendine bile
Çok sevdiğini bütün
Samimiyetinle,
İnanmışlığınla
İtiraf edebiliyorsan,
Bir gün o seni hiç,
Ama hic sevmediğini söylese bile ,
Senin sevginde azalma olmayacaksa
Ve ölünceye kadar onu aşkların
En olumsuzu ile sevebileceksen;
İşte o zaman
Onu seviyorsun demektir.
O sana sevmeyi,
Gercek aşkı öğretti.
Sen onu hep sevecek
Ve sevilmenin mutluluğunu tattıracaksın.
O , hiç sen olmasan bile,
Seni bir parça sevmese bile....



 

 

BIR NEFES DÜS GIBI

Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.
Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini.

Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile...
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu
sevme hakkından alıkoyamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.
Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.
Nasıl olsa gelecektin birgün.
Ve işte geldin de!
Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,
bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım
hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.
Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.
Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık.
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin,
mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri
beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların
en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.
Ergeç gideceksin; beni anlayamadan,
beni sevemeden gideceksin.
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,
tesellisiz bir hüzün kalacak.
Yıllardır aradığım sendin
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden...
Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın,
nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde...

 

Ikinci Mektup

 

Aramak… Ömür boyunca aramak…
Yalniz seni aramak… Pasli teneke kutularda, küf kokan
dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, agaç diplerinde,
sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak.
Belki bu sehirde degilsin. Ne çikar? Seni ariyorum ya.
Belki de ayni sokakta evlerimiz, sabahlari
beni görüyorsun isime giderken.
Sonra aksami bekliyorsun, alacakaranligi…
Beni bekliyorsun ya da bir baskasini, bir baskasini…

Hiç gel demiyecegim sana. Aramak neredeyse
ben oradayim. Ayaklarim ne güne duruyor?
Yok yok birden karsima çikma.
Kaç, saklan. Seni aramak istiyorum.

Git bu sehirden haydi git. Daglara çik, o uzak daglara.
Rüzgârlarin kralliginda hüküm sür. Baktin ki oraya da
geldim, yine kaç. Basini al, açil denizlere.
Gemilerin en güzeli, en büyügü diledigin limana
götürmeli seni, diledigin yere demir atmali.
Ben küçük bir balikçi kayigi ile
pesinden gelsem yeter. Seni ariyorum ya !

Bir yil, bes yil, on yil degil; besikten mezara kadar
aramali insan ama ne aradigini bilmeli.
Yaklasip uzaklasmali aradigindan. Okyanus dalgalari
üstünde bir küçük tekne gibi alçalip yükselmeli.
Yalinayak kosmali yollarda, ayaklarini sivri taslar kesip
kanatmali. Çöllerden geçmeli yolu, yanmali kavrulmali.
Sonra gözün alabildigine ak, soguk ülkelere düsmeli.
Buzlar kirilmali ayaklarinin altinda,
üstüne kar yagmali.

Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmaliyim seni.
Ayaklarini Afrika’dan getirip
bir kâgit üzerine
yapistirmaliyim, saçlarin Sibirya’da
bir mabudun
gözleri olmali, ellerin Italya’da bir heykelin elleri.
Bulsam da seni parça parça bulmaliyim.

Yine de bir yerin eksik kalmali.
Yeniden yollara düsmeliyim, onu aramaliyim.
Ve tam seni tamamladigim anda ölmeliyim.

 

Beyaz Güvercin

 

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim, serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir name yükseldi, güzelden beyazdan

Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını

Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış

 

Gözlerim, Gözlerinde

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde bir uzak ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymışım gibi en sakin denizlerin…

Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında;
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşssiz dakikalar sürsün senin yanında…

Hiç yumma gözlerini, ışığın hiç eksilmesin,
Gündüzüm, aydınlığım, ipekböceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!

Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin, o yalansız, o kuytu gözlerini.

 

ADAK

Sana şiirler okuyacağım, gitme

Güneşler doğacak yalnızlığımdan

Sana bir ışık getireceğim

Büyük aydınlığımdan


Sana bir dolu umut getireceğim

Küçük ellerine sığmayacak

Sana Afrika gecelerini getireceğim

Sımsıcak


Sana çiçekler getireceğim

Bozulmuş güz bahçelerinden

Sana bir serinlik getireceğim

Yağmur tanelerinden


Sana avuç avuç yıldız getireceğim

Güneşimden başka

Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim

Köpük köpük dalga dalga


Sana bir rüzgar getireceğim

Dağlardan, tepelerden

Gitme, sana zamanı getireceğim

Zamanın bittiği yerden

 

 

 

 

AŞK BAŞLAMADAN GÜZEL

Aşk başlamadan güzel,
Kalplerde heyecan
Bakışlarda korku olduğu zaman güzel...
Birbirimize sezdirmemek için çırpınış,
Başkaları görmesin diye çabalayış,
Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman...
Aşk başlamadan güzel....

 

 

BENİ UNUTMA


Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün benim için giy
Saksıdaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılara tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma..

 

 

 

 

Kum

Sen kum nedir bilmezsin
Deniz Görmedin ki.
Yum gözlerini, zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.

Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır

Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir

Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki,
Yat toprağa boylu boyunca
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki
Ağla, ağlayabildiğin kadar
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir

 

 

 

 

 

 

Seni Bu Kadar Sevmemin Cezasını Kendime Ödeteceğim

Mektup-8
Kimdi o? Yanındaki kimdi? Ne konuşuyordunuz? İşte buna dayanamam. Kahrolurum...

Dün gece ne yaptın? Nereye gittin? Ah otursaydın, beni düşünseydin ya? Eğlenebildin mi bari?

Yatarken ne okudun? Sonra iyi uyuyabildin mi? Rüyanda neler gördün? Söylesene...

Anladım artık beni sevmiyorsun. Sevdiğini sanmakla yanılmışım.

Zaten çirkin bir adamım ben, sinirliyim, kıskancım, fazla hisliyim. Daima beni seveceğini düşünmemeliydim. Suçluyum. Kendime sevgilerimin bencilliğinden kurtaramadım. Zayıf, bencil bir adamım öyleyse.

Sonra yalancıyım, iki yüzlüyüm. Seninle konuşurken seninle yatmayı düşünüyorum. Sevgiyle elini tuttuğum zaman, aslında kalçalarını tutuyorum, bilmiyorsun.

Kendime göre hesaplarım da var benim. Yanımda olman gurur veriyor, sevinç veriyor bana. Fakat sana kimse bakmasın istiyorum, kimse konuşmasın seninle. Hep benim ol, durmadan benim ol. Günün her saatinde ve ölünceye kadar benim ol.

Beni seviyor musun? Evet mi? Öyleyse söyle, kimdi o? Yanındaki kimdi? Nereye gidiyordunuz?

Seven zalimdir biliyorsun, aşk egoisttir. Sen zalim olma. Anlamıyorsun, anlamıyorsun... Biraz anla beni...

Sana sitem etmeyeceğim artık. Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevmeye hakkı var.

Kendimizi ne sanıyoruz? Biz neyiz ki? Sus, cevap verme. Teselliye ihtiyacım yok...

Seni bu kadar sevmemin cezasını kendime ödeteceğim!..

Göreceksin...

 

 

Diyebilseydim


Anladım diyemem ki ! Suçluyum.
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi.

Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle

Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim.

En kötüsü beni koyup gitmendi
O, öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz.

Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler

Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi?
Bir gün duyduğum gibi kal diyebilseydim.

 

Umutların Bittiği Yerde

Bir düş gibi başladı her şey, o sonsuz
Ve el değmemiş güzelliğinde aşkın
Uzaklarda arayıp da bulduğumuz
Belki de bizdik, sessiz ve dalgın

Her yer yeşile kesmişti yaprak yaprak
Büyülü sessizliğinde ormanların
Elele, dağlar ve denizler aşarak
Bir yere vardık, mutluluğa en yakın

Öyle yükseldik, göğe değdi başımız
Tüm mesafelerini aştık dünyanın
Öylesine hür ve öyle yapayalnız

Ve sonra bir yere geldik ki ıpıssız
Çaresizlik bir tek hançer gibi yalın
Saplandı bağrına bütün umutların


 

 

Sevenin Ömrü Bitmez

Akşamın yaklaştığı saatlerde
Kahrolursun, görme ağladığımı
Başlayan düşü şafakla birlikte
Dağıtır ansızın her gün batımı

Senden uzaklarda her akşam vakti
Umutların bir bir çözülüşüdür
Binlerce hançerin altında sanki
Bir adamın apansız ölüşüdür



Böyle yükselirken sonsuzluklara
Gömerim sanki her gece kendimi
Ellerimle kazdığım bir mezara

Derken doğan güneş diriltir beni
Uyanırım ölmezliğinde senin
Ve anlarım, ömrü bitmez sevenin

 

 

 

 

 

 

İçimdeki Çocuk

 

Alıştım kör kuyularda

Kimsesizliğimin yetimliğine,

Yağmalanmış incemin, çaresizliğine,

Herkese hiçbir şey, bana her şey olan sen ..

Büyüme ne olur içimdeki çocuk.

O avuç içlerin kalsın tertemiz,

Dokunamadığım güzellikler kadar aydınlık, Kirlenmesin umut kandilleri yakan ellerin, Kal!.. dur!.. aynı halinle, Büyüme ne olur, içimde ki çocuk.

Hayat uzun bir cümleydi hani?..

Sen ile ben yüklem ve özne,

İnceden vursa da hasretler,

Dönmese de beklenenler,

Ölme ne olur, içimde ki çocuk.

Dudağımız güneşle öpüşürken

Yar kolunda heybetliydi adımlarımız

Sabah ezanlarında öğrendik

Bin cümle yıkıntısı içinde iki kelime ..

... ve kül rengindeki umutlarımız ...

Alın terimizde çiğ tanesi damlalar,

Bir mendile silmiştik sıfatları,

Onlar ki ezeldendi, anlamazlar ..

Sıfatlar yakışmazdı ki bize,

Büyüklük, şan şöhret ve mor lambalar...

Ötesi, berisi, diğer, diğerleri,

Var edenden bize yansıyan değer

Bir yaratanındı, onundu,

Söyle ne haddimize olurdu?..

Ömrün bir vakti, delikanlıca aşktan gayrı sı.

Kal içimde, dur aynı halinle,

Karıştırma gül ile bahçıvanı,

Bülbülün gözünde yaş seli,

Çatlamış, paylaşmanın nasırlı elleri,

Büyüme ne olur içimdeki çocuk ...

Dinle!.. kulak ardı etme,

Heveslenme sakın küçücüğüm büyümeye,

Ne delikanlı desinler sana, nede ağbi,

Ne amca ol derim sana, nede ihtiyar,

İnsanlar ıraklaştı insanlıktan,

Korkarım sevgiler bile rezil, sefilce,

Kifayetsiz yolda yüzler, yüzsüzce

Ne babalık fayda olacak hayatta,

Nede annelik bu gidişle, canda kıble bize ...

Ben çoktan büyümüşsem de,

Büyüme sen içimdeki çocuk.

Yalanı dolanı bilme isterim,

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Yılmaz Erdoğan...

 

Susuştu yüzün

bir ufukta bitiyor yüzün
ve başka bir gökyüzü başlıyor
komşu ellerle sarmalanıyorsun
yanıyorsun...

ne kadar övülsen az
avazım çıktığı kadar susuyorum
ismindeki sesli harfleri

mayınlı bir gülümsemeyle
senin karasularında olmak
üstünde ilkbahar bir entari;
sanki
yeniden
eski bir öyküye başlamak...

yüzündeki o billur akşam kahvaltısı
sürgülerken özümü,
ne kadarını sustuk konuştuklarımızın?...

 

 

 

GÜLÜŞÜN

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Sarılışında ne düşler,
Ne düşükler,
Sakınamazsın.

Aynı yolları,
Kimsesiz mekanları,
Birlikte özleme hasreti...
Yalnızlığımın dert ortağı gastrit...

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.

Bütün iç savaşlarda,
Rehin alındı bu yürek
Kandıramazsın.

Hangi çekilişin
Büyük ikramiyesi bu,
En uzak sevişmelerin
Yeni yetme utancı.
Lakin aşk,
Biraz da utanmaktır yaşamaktan,
Sakınamazsın...
Yeni yetmelik işine gelince:
O zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçede var.
Bazı dillerde yok.

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Kime niyet kime felaket bu aşk,
Anlayamazsın.

Ödümüz patlıyor acı çekmekten
Oysa;
Biraz da acıdır,
Aşkın mayası.
Kaçınamazsın.

Gülüşündeki manayı saklayamazsın.
Tutunacak yerimiz yok,
Resmi tutanaklarda.

Gülüşünde bin yıllık hasret var,
Saklayamazsın.
..........................
Bu yazık karşılaşmanın
Alnımıza çakılıyor anafikri:

Aşka cesaretimiz yoksa
Başka zaman görüşürüz

 

 

Acaba?

aşkları da devralır mı
kalp nakli yaptıranlar?

 

 

Başkalaşan aşk

adını anmak güzeldi
dost ağızlarda sana dair cümlelerin ıslatılması..
adını anmak.
yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularına
sırt çevirip senden söz açmak.
biraz gülünç, biraz sitemkar..
güzeldi...
adının türkçedeki yankısı özeldi...

Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı, sülalesi
Kandilli yoğurtçunun mekanında.
Denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak güneşli bir mavilikle.... güzeldi..

ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
yüz yıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum şimdi...
Cümlelerimiz öznesiz.. Umursayan yok Kanlıca'daki
yoğurdu...

Ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir aşkın
mührüdür artık.....

 

 

 

Mevsimlik Şarkı

kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
güvertesinde adresini şaşırmış
kayıp bir nisan yağmuru

ömrümün sol anahtarısın
hazan makamının kapısını açan
ne nisanlar gördüm ben
ilkbahardan kaçarken
bir mızrapa tutunan

ne bileyim ben
böyle bir şeydir herhalde
bir mevsimin şarkısı
ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...

ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
ağlamayı bir de,
şarkıya söz yürür,
yeşile aldanır suyun kudreti
ve sen hiçbir zaman
sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın
bana kalırsa sen,
ömrünün sonuna kadar,
o şarkının kapısında kalacaksın!

 

 

 

Tarihçe

önce
hain bir uykunun sevimsiz sabahı
gibi sıradan mahmur,
aynı sabahın
ilk sıcak çayı gibi ferah
bir karşılaşma...
-merhaba!

sonra güzel
ve en sıcak gülüşmelerin ev sahibi
bir yüz..
-görüşürüz!



derken
sanki elin elimde
kem gözlere kedere
dünya güzeli sohbetler
-ara beni!

ardından
derimizin altına sızan
hani katiyen rakı içme mecburiyeti çağrıştıran
bir korku ki
-eyvah!

ve şimdi
kalbimi karanlıklarda hançerleyen
aklımı başımdan eyleyen
çok uzun yollarda
hiç uykulu otobüs saatleri gibi
acıtan
kanatan
yani korktuğumuz
yani başımıza gelen
büyüdükçe büyüleyen
aşk...
-seni seviyorum!

şimdi sen
kalbimin közünde kıvılcım kıvamında
ağrıyan...

Yılmaz Erdoğan

 

 

 

Sebebim Derler Ya...

ölümüm senden olur
bilinsin
ne uçsuz bir kan akışı
ne buğusu kadehte rakının,
ela ve sonsuz bir teneşir uykusu
gözlerinin ağlamaklı bebeğine...

acemi zamanlar silinsin
ölümüm senden olur
bilinsin
sen istesen aslında
bütün kafiyeleri eskitirsin

aklında kalmayacak aklım
başka kollar başka sarılmalar
ve her defasında alsancak
platonik rutubet kokacak
aklına bir fikir gelecek
bir çift iri memenin kuşkusuna
fidye vereceksin

bütün iklimlerin feri silinsin
ölümüm senden olur
bilinsin

gözlerin bir içim çaydı bizansta,
gözlerin,
ela teneşir uykularıma kapanan kırık pencere...

Eylül 1993

 

 

 

 

 

 

Yağdıkça

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul
Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk sipariş edildi yeniden


Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

 

 



 

 

Öyle Bakma Çünkü...

güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
dünyaya,
hayret, hasret ve biraz da
bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
aklı canbaz, yanağı al,
sesi çilek aroması
bir çocuk oturuyor
gözlerinde...



 

17/6/2006 | Kategori:Sairler | (yok) Yorum yaz! Baglanti


Counter website counter