Öyle birini bulun ki...!!!
gecenlerde bu yaziyi okudugumda,
tamam dedim...
benim duygularima ayna bir yazi...
dedim demesine de...
takildim...
evet bana kosulsuz deger veren,
beni sevdigini sürekli dile getiren,
ve
benim onun hayatinda var olmamdan dolayi cok mutlu olan biri,
iyi güzel de?!?!
asil önemli olan....
"o" nun
penceresinden bana dogru baktigimda,
"o" nun aradigi kisi de ben miyim?!?!?.
evet o pencereden baktigimda, karsimda duran "ben´i" görüyorum...
iste...
beni mutlu eden, mutlulugumuzu tamamlayan da bu...
yoksa tek tarafli arayislar,
nafile....
EVET bence de kesin öyle birini bekleyin;
19/3/2009 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Elma Dersem Çik...!!!

- Küstün mü gerçekten bana ? Hiç sesin çikmiyor bugün...?
- Küsmedim, sadece üzgünüm.
- Ben mi üzdüm seni ?
- Belki de, bilmem?
- Bugün aglamak geliyor içimden, farkinda misin ?
- Biliyorum, onun için suskunum biraz da...
- Sen susunca, daha çok aglayasim geliyor biliyor musun?
- Aglamani istiyorum... Sen de agla ki, benim agladigima kizmayasin...
- Olmaz, simdi aglayamam. Sen neden aglayacaksin ki ?
- Çünkü ben çocugum...
- Keske seni salabilsem içimden ...
- Beni seviyorsun sen!
- Seni sevmesem, seni saklamasam yasayamam ki !
- O zaman beni rahat birak, istedigimi yapayim? Seni mutlu edebilirim...
- Senin varligini bilmek de beni mutlu ediyor.
- Ama ben mutlu degilim.
- Eskiden, ben çocukken, yani sen aslinda ben iken...
- Evet, ben hiç büyümedim, ama sen büyüdün!
- Ben istemedim ki büyümeyi ...
- Büyürken bana ne çok seyini biraktin biliyor musun?
- Ne gibi? Ben hiç bir seyi birakmadim, zaman degistirdi beni... Her seyim hala benimle?
- Hayir, biraktin... Önce oyuncaklarini biraktin bana, sonra oyunlari... Büyüdükçe nese ve
kahkahalarin kaldi bende, biraz daha büyüdün hayallerin degisti, eskilerini bana biraktin.
- Ama umutlarim var hala, onlari birakmadim...
- Ve senin biraktiklarinla ben de mutlu degilim, oyuncaklar ise yaramiyor,
oyunlar oynayamiyorum tek basima, kahkahalar atmama izin vermiyorsun, içimdeki coskuyu
sakliyorsun ve hayallerin... O kadar çok sey biraktin ki bana büyüdükçe, ben onlari
tasimaktan yoruluyorum biliyor musun?
- Yorulmak mi? Birak o zaman hepsini!
- Olmaz, birakamam. Bendeki hayallerin olmasa, sen yasayamazsin...
- Hiç biri gerçeklesmeyen hayaller ne ise yarar ki? Hatirladikça üzülmekten baska ne
faydasi var ki?
- Umutlarim var dedin?
- Evet, var tabii...
- Iste, hayallerini ben saklamasam, umutlarin yasamaz... Umutlarin olmasa sen de
yasamazsin...
- Bilmem, gerçek olur mu bir gün dersin?
- Hani bazen mutsuz oluyorsun ya, yani hayat çok agir geliyor ya bazen sana...
- Evet, hatta sik sik bu ara...
- Iste o zaman, birakip unuttugun hayallerinden veriyorum biraz sana, umutlaniyorsun yine...
- Sonra hayat çok güzel diyorum, degil mi?
- Evet, beni yasattigin sürece hayat sana güzel gelecek... Izin verme seni birakip gitmeme,
beni öldürme sakin olur mu?
- Sana ne çok sey borçluyum ben? Seni seviyorum çocuk, seni seviyorum!
- Simdi izin verecek misin disari çikmama?
- Offff, yüz buldun yine!
- Ama sen beni sevdigini söyledin?
- Seviyorum, ama sakin olmalisin, olur olmaz zamanda disari çikmak için beni zorlama olmaz mi?
- Olmadi, olmadi simdi. Yine susacagim...
- Susmalisin, anla beni...
- Hayir, anlamiyorum, anlamayacagim... Ben susunca da, sen agliyorsun?
- Hayir, aglamiyorum...
- Evet, onu da sakliyorsun, onun da disari çikmasina izin vermiyorsun!
- ........ Biliyorum......... Ama.......
- Sen kötüsün! Ne gözyaslarina izin veriyorsun, ne kahkahalarina! Beni de sakliyorsun içinde!
Sen kötüsün, kötü, kötü!
- Bana bunu yapma çocuk!
- Onu yapma, bunu yapma! Bencilce beni susturuyorsun!
- Hiç bitmeyecek seninle çekismemiz...
- Beni susturdugun sürece çekisecegim seninle.
- Neden?
- Çünkü, sen ne kadar büyüsen de ben hep çocugum !
5/3/2009 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Bugün güzel bir gün olsun...!!!

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım
Ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından Makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler
seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller
açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun.
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!
alıntı.
yüzde elli basariyorum diyebilirim her günümün güzel bir gün olmasini
ama
%
50
mesela
yarim saat erkene kuruyorum saatimi...
öyle hemen yatakta firlamiyorum, yoksa bütün gün sersem gibi oluyroum...
kahvalti yerine meyve suyu ve kahve...
ne giyecegime sabah karar veriyorum, öyle fazla zamanimi almiyor karar vermem...
ayakkabilar her gün boyali degil ama bakimli...
kendim de öyle elbet, yoksa nasil ofiste insan icine cikarim:)
öglen vakti kesin disari cikiyorum, hava sarti ne olursa olsun...
aksam ise dostlar ile degil de aksam yemegini ve aksamimi ailem ile geciriyorum...
misafir icin özel hic bir seyimi saklamiyorum, sahip oldugum herseyimi kullanmayi seviyorum...
diger yüzde elli yapamadiklarim????
deneyecegim...
mesela:
önüme ilk cikana gülümsemeyi,
cicek görürsem koklamayi,
köpek görürsem oksamayi (her ne kadar korksamda),
cocuk görürsem yanagindan makas almayi,
dostlarimi aramis olmak icin degil, icimden gelerek aramayi.
denemesi bedava öyle degilmi?!?!
11/2/2009 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
YAŞAM SENİN KADAR ZOR VE SENİN KADAR KOLAY...!!!

o denli zorlaşır.
Baba yürümeyi sürdürerek yanıtladı oğlunu-,
"Üzgünüm, seni kucağıma alamam" dedi. "Ben de çok yorgunum."
Çocuk aldığı yanıttan hoşlanmamıştı, bu kez ağlamaya başladı.
Baba tek sözcük söylemeden durdu ve ağaçtan bir dal kesti. Dalı bıçakla düzeltti ve oğluna verdi.
"Al oğlum, sana güzel bir at" dedi.
Çocuğun gözlen mutlulukla ışıldadı. Büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata bindi ve atına vurarak evine doğru yürümeye başladı.
Baba kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına döndü bu kez-.
"İşte yaşam budur kızım" dedi. "Kimi zaman sen de ruhsal ya da bedensel açıdan yorgun olduğunu duyumsayabilirsin. İşte o zaman sen de kendine ağaç dalından bir at bul ve mutluluk içinde sürdür yolunda ilerlemeni..."
Sonra da tane tane açıkladı sözlerini:
"Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, belki de bir çocuğun gülümsemesi olabilir. Çevresine bakınıp böyle bir atı arayan herkes onu bulabilir" dedi ve bir de öğüt verdi kızına-.
"Yaşamın ne denli zor olduğunu düşünürsen, senin için yaşam
o denli zorlaşır.
20/1/2009 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Kendimizi kandırmayalım, “ Saçımı Süpürge Ettim.” di
|
| Çok duymuşuzdur ya da söylemişizdir kimi kez evlatlarımıza, eşimize; “Senin için ben saçlarımı süpürge ettim.” Ve ya, “Hayatımı sana adadım” diye. Bence bu bir kandırmacadır. Hem de söyleyen kişinin kendisini kandırmasıdır. İnanın kimse, kimse için yaşamaz. Bu evladı bile olsa. Tabii ki çok severiz. Gözümüz kapalı canımızı bile veririz onlar için. Ancak, yaşayamadığımız kendi hayatımızın sorumlusu olarak o kişileri tutarak, “ Hayatımı sana verdim” demek bir kaçıştır bence. Ve asla, bir bedel talebinde bulunulmamalıdır. Suça ortak aramaktır bu çünkü. Kendisi olmadıysa hiç yaşamda, sadece yakın çevresinin istekleri, mutlulukları üzerine kurulmuş bir yaşamı seçtiyse, kendi kararlarını kendisi vermekten aciz yaşamışsa, bunun sorumlusu asla, o hayatını verdiğini sandığı insanlar olamaz. Kendisi için yapacak hiçbir şey yaratamamışsa, nelerden keyif aldığının bile farkında değilse yani kendini hep yaşamı boyunca ertelediyse, saçlar tabii ki süpürge olur. Ama çocuklara değil, eşe değil, yaşanmamış bir hayata… Hep, başkalarından alkış almaksa ön seçimimiz, aman birileri kırılmasın diye engeller koyarsak yaşamımıza, geleneklerin tutsağı olmaktan vazgeçemezsek, “Hayır ” demeyi beceremezsek ve değişim kararlarımızı daima yarınlara bırakırsak daha çok saçlar birilerine süpürge olacaktır. Dost sohbetlerimizde sadece yakın çevremizi anlatıp, duruyorsak, “Oğlum bunu, kızım şunu çok severler.” e takılınmışsa, “Eşimin haftaya gene iş toplantısı var.” diyip, iş yoğunluğunu kendi dünyamız gibi anlatıyorsak, iş işten çoktan geçmiştir. Siz yoksunuz ki bu yaşamda? Yıllar birbiri ardına geçmiştir yaşamımızda, kızlarımız büyümüş, oğullarımız askere gitmiştir bile. Ve kutlanan gümüş evlilik yıl dönümleri. Yetti mi bunlar bir koca yaşam için? Siz neredesiniz? Hani keyifleriniz, kendinize ait seçimleriniz? Korkular çoğunlukta değil mi? Hata yapma korkusu, birilerini üzme korkusu, öğretilenin dışında birey olma korkusu… Nasılsa kimse bilmiyor içte yaşadığımız korkularımızı, hasretlerimizi, içimize gömdüğümüz yaşanmamış aşklarımızı… Biz neredeyiz. Sadece soluk almamız, yememiz, içmemiz yetiyor mu? Mutlu mu ediyor başkaları için yaşadığımızı sanmak? Süpürge olan saçlar, bahşedilen hayatların bize madalyon olarak mı döndüğünü sanıyoruz? Yok canlar yok. Biz yaşamın tam ortasında olmalıyız. Kendimiz olarak. Tam da kendi yaşamımızın merkezinde oturmalıyız. Kendi içimizde çoğalıp, kendi çoklarımızı yaratmalıyız. Yaratmalıyız ki dolalım. Dolalım ki taşabilelim. İnanın yaşam, saçlar süpürge edilmeden daha da çok güzel olacak. Ve hayat, kimseye feda edilemeyecek kadar çok ama çok güzel… Uğur İlhan www.genckizsiginmaevi.org |
17/12/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Telefon defteri...!!!

Onlar artık birdaha asla aranmayacaktır.Garip bir hüznü barındıran bu
silik isimlere bakılır bakılır.Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi
çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herşeyi
ama herşeyi paylaştığınız birisi; yada istifa ettiğiniz bir yerden bir
arkadaşınız! Soyadları sorulmamış birsürü hatırlanmayan isimde vardır
defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç
bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan
kaldırılır.
İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN BAZI İSİMLER ÜZERİNDE DURUR.
Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek
bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler
birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır
size.Yalnızca bir isİmdir şimdi o.Temize çekerken atlarsınız
hemen.Derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alalacele.Oh, isim geçmişte
kalmıştır.
İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN HAYATINIDA SORGULAR!
Hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız
için; hangisinin birsüre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur;
hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin
ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için
sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır? ! ...
Doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular!
Birlikte EDİP CANSEVER okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.
İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN YALNIZLIĞINIDA KANITLAR.
Bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette
dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine
dönmüştür. Ters dönmüşüzdür. Bu tekbaşınalık ve bu isim katliamı
aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız.Acaba? Acaba telefon
defterini temize çeken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır?
Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki...
Bilemezsiniz...
küçük İskender
11/12/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Küstüm çiçeğini bilir misin...?
2/11/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
İyi niyetli hatalarım...!!!

Hatalar...
Bazen can sıkan, bazen can yakan hatalar...
Bazen eksilten bazense olası olumlu sonuçları nedeniyle çoğaltan hatalar...
Bazen gerip kopartan, bazense gerginlikten sonraki çekimle daha da birleştiren hatalar...
Bazen yıkıcı, bazense yapıcı sonuçlara yol açan hatalar...
Hatalar...
Bazen kötü niyetli, bazen iyi niyetli hatalar...
Bazen nefret dolu, bazense sevgi dolu hatalar...
Bazen kasıtlı, bazense bilmeden, istemeden yapılan hatalar...
Ömrüm boyunca çok hatalar yaptım, sonuçlarından çok dersler aldım...
Bazen azaldım, bazen çoğaldım, çoğalttım...
Hatalarımla hayattan koptum yeri gelince, yeri gelince hatalarımla hayata tutundum...
Hayatı öğrendim düşe kalka...
Yıka döke...
Düşmeden kalkmayı öğrenmek zor...
Yıkmadan yapmayı öğrenmek zor...
Yaşayarak öğreniyor insan...
Hataları ve doğruları yaparak öğreniyor hayatı, ve hayata dair herşeyi...
Kendini ve karşısındakileri bu hatalar ve doğrular ile tanıyor, tanıtıyor...
Büyüklüğü kıstas alırsak en ağır hatalarım kendime karşı olanlar olmalıydı aslında...
Normal koşullarda beni en çok yıpratanların bunlar olması gerekirdi...
Ancak ben karşımdaki kişilere karşı yaptığım hatalarda yıprandım hep...
Onlara zarar verme düşüncesi ile, onları kırıp üzme gerçeğiyle acı çektim...
Kendimle savaştım hep, savaş oklarımın yönü hep beni buldu...
Kendime olan tahammülümü en çok bu anlarda yitirdim...
Hatalar...
Hatalarım...
Özellikle sevdiğim kişilere karşı yaptığım iyi niyetli hatalarım...
Sevdiklerimi üzdüklerim...
Destek olayım derken yaraladıklarım. ..
Yanında durayım derken acı verip karşıma aldıklarım...
İyi niyetli hatalarım...
Sebepleri en başta sevgim...
Sonrasında bazen iyi bazense kötü sonuçlar doğuran empati yeteneğim...
Olan olmayan her türlü olasılığı zihnimde ve duygularımda yaratabilme, yaşayabilme özelliğim...
Sonrasında bazen o olasılıklar arasında yanlış olanlardan birini seçme ihtimalim...
Empati yeteneğim...
İyi niyetli hatalarımın çıkış noktası...
Bir anlığına da olsa karşımdaki gibi düşünme, hissetme çabam...
Ve sonrasında olasılıklar silsilesinde savruluşum...
Çok açılı düşünmeye çalışıp, her açıdan birşeyler alıp ortalamasını bulma ve bunun gerçekliğine inanma yanılgım...
İyi niyetli hatalarım... Karşımdakilere ve hatta bazen 3. kişilere zarar veren hatalarım...
Beni en çok kahreden hatalarım...
Her defasında sarsıldığım ama sonrasında yeniden, durmadan yaptığım hatalarım...
İstesem de çoğu zaman engelleyemediğim, çünkü sevgimin getirisi olan hatalarım...
Ömrüm boyunca hatalarımla, özellikle iyi niyetli hatalarımla üzüp yaraladığım herkesten özür diliyorum...
Ve inanıyorum ki çoğu bu hataları niye yaptığımı biliyordur.. .
Biliyorlardır ki benim sevgim bazen beni bile aşacak şekilde psikopattır.. .
Biliyorlardır ki hatalarımın esas sebebi onları kendimden önce tutuşum,
ve yaralasam bile kendimden korumaya çalışıyor oluşumdur...
Benim sevgim anaçtır, hatta psikopattır.. .
Bağlanırım ve feci sahiplenici olurum...
Bağlandıkça sevgim ve empatim artar...
Özellikle dostlarım ailemden biri gibi olur...
Bazen böyle iyi niyetli hatalar da yaparım...
Sevgi söz konusu oldu mu herşey mübah olur bende...
Benim sevgimi taşımak zordur, ama taşıyabilene de her zaman açıktır...
Kim mi yazmış bunu?
Ben, sen,o, herhangi biri..
Hatalarıyla çoğalan, büyüyen biri..
27/9/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Tam Gögsünüzün Ortasında Bir Yeriniz Acıyacak...!!!

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık."
"Yaşamak güzel."
"Boş ver, her şey unutulur."
Siz hiçbirini duymayacaksınız...
Göz yaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp Ne dedin?" diye sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksiniz...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz...
Gittiğiniz yerlere gitmek...
Bu size hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksınız...
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız...
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için direneceksiniz...
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak sizi...
İlaçlara sığınacaksınız...
Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksiniz...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz...
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksiniz...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz...
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz...
Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz...
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla...
Yüreğiniz burkulacak...
Canınız yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz...
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz...
Onunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yaşayacaksınız...
Buna yaşamak denirse...
****
Razı mısınız bütün bunlara...?
Hazır mısınız sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde áşık olabilirsiniz!
Pakize SUDA
18/8/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (yok) Yorum yaz! Baglanti
Adam Olmak Adına Nice Ayrılıklara...!!!

Bir gün daha çaldım sensizlikten. Zor da olsa vurdu saat gece on ikiyi...
Şimdi önümde yeni bir sensizlik var. İçinde, beni neyin beklediğini bilmediğim yirmi dört saat daha var...
Sonra o da geçecek...
İşte böyle kovalayacak birbirini yarınlar. Derken unutucağım seni, unuttuğumun farkında bile olmadan.
Doğrusu da bu zaten, aksi halde hatırlamış olur insan.
“onu unuttum” demek bile hatırlamaktır.
Bu cümleyi aklıma getirmeyecek derecede unutmalıyım seni. izin kalmamalı...
Başkasını ararken yanlışlıkla senin numaranı çevirmemeliyim, kendimle dalga geçeceksem; bu başka birşey için olmalı...
Sana dair hiçbir fikir kırıntısı kalmamalı beynimde.
Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın.
Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim.
Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı...
Seni bir gün hatırlanmamak üzere sileceğim.
Ama şimdi değil, çünkü ardında bıraktıklarından öğrenmem gereken çok şey var daha.
Eğer gerçekten dendiği gibi ayrılıklar-acılar insanı adam ediyorsa;
ben kızmamalıyım gidenlere.
Ben senin ve senin gibiler sayesinde bir gün adam olacağım.
Ama şimdi değil.
Çünkü dersini çıkarmam gereken çok ayrılığım var benim.
“Adam olmak adına, nice ayrılıklara...”
Bak gördün mü böyle dalga geçmeli insan kendisiyle.
Yanlışlıkla o numarayı tuşladığında değil...
Şu durumda bile gülümseyebiliyorsam, epey yol katetmişim demektir seni unutma yolunda.
Acaba diyorum bu yazıyı yazmasa mıydım?
Neden dersen canım acımıyor ki?
Yani yazıya başladığımdan beri birtek sigara dahi yakmadım.
Evet, çok az kalmış seni unutmama...
Bunu hissediyorum...
Yazmasam da olurdu ama ölmek üzere olan yokluğuna can çekiştirmek hoşuma gidiyor!
Amatör bir şairin intikamı olsa gerek bu...
Oysa ben bunları yazmak için başlamamıştım sana.
Hatırlıyor musun o ilk günü.
İnsanın tanımadığı birinin masasına yaklaşıp, o tatlı gerginliği yaşayarak “merhaba” demesi ne kadar garip.
Kim bilir neler düşünmüştün o an...
Beni senin yanına iten şey neydi diye çok merak etmiştim zamanında.
Elinde sigaran, bakışlarını bir noktada toplamıştın.
Buydu belki de beni sana çeken manzara.
Ben sessiz insanları, az konuşan insanları hep tanımak istemişimdir.
Çok sustuklarına göre vardır anlatacakaları bir şey mutlaka diye düşünmüşümdür. Neden sonra farkına varmıştım kaybolmuş bir insana selam verdiğimin.
Neden az konuşuyorsun diye sorduğumda verdiğin cevap etkilemişti beni.
“susturdular...” Anlıyordum.
Neden diye sormaya gerek yoktu.
Artık bakışlarını topladığın o noktanın yerini benim yüzüm almıştı, konuşmaya başlamıştın nihayet...
“dinleyecek bir insan buldum” diyordun yada buna inanmak istiyordun.
Suskunluk benim dilime uğramıştı sonra.
Soru sorma sırası sendeydi bu sefer;
“sen de pek konuşmuyorsun, neden? ”
Benim cevabım seninkinden biraz farklıydı.
“kelimelerimi çaldılar, bana söyleyecek söz kalmadı” sonuçta ilk ortak noktamızı bulmuştuk, -susmak-...
ikincisi ise, yani karşılıklı yaşadığımız en gerçekçi şey; -ayrılmak-...
ve nihayetinde –unutmak-...
farkında mısın bilmem? İnsana hoş gelen hiçbir ortak yönümüz yok...
Hep kaybetmek üstüne, susmalarımızın içinde bile yenilgiler var...
insan, ilk başta iki yaralı kişinin birbirini daha iyi anlayabileceğini, mutlu olmak adına birbirlerine daha sıkı sarılabilecğini düşünse de, aslında tam tersi doğru... Biri hasta, biri doktor olmadan olmuyor aşk...
O yüzden bizim mutlu olmamız uzak ihtimaldi....
Ben, bugün bunları yazmak için gelmemiştim o masaya.
Gel gör şimdi unutmak üzereyim.
Pek sevimli değil bu... -bir insanı unutmak? ? ? - Anlamı olmalıydı oysa geride kalanların...
Biz şimdi onca zamanı unutmak için mi yaşadık? !
Geriye birkaç şey kalmalıydı hatırlanmaya değer...
Akla geldiğinde insanın içini titreten, anlatıldığında dinleyen kişiyi düşündüren, en azından bir sigara yaktıracak kadar burukluk veren bazı anılar kalmalıydı geriye....
Demek ki biz unutmak zorunda kaldığımız tüm zamanları biraz boşa haracamışız. Şu an benim aklıma gelen zamanlar’ın çoğu zorlama...
belki ilerde bir anlamı olur ümüdiyle, adettendir diye yaşanmış, klişeleşmiş şeyler...
Galiba zamanı geldi de geçiyor.
Eğer yapacak bir şey kalmadıysa en doğrusu bu, unutmak!
Göreceksin; seni hiç bir şey olmamış gibi.....
Seni, yüzüme o tatlı gerginliği alıp da masana hiç yaklaşmamış gibi...
Adını hiç duymamış, ellerinden hiç tutmamış gibi.....
Hiçbir anı, hiçbir geceyi, hiçbir mutluluğu ve hiçbir acıyı yaşamamış gibi unutucağım.....
Üzgünüm, yapacak hiçbir şey yok artık..
Belki de unutmak; adam olmaya çalışan insanların tek silahı......
Okan Savcı
1/8/2008 | Kategori:Duygularima Ayna Yazilar | (2) Yorum yaz! Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/7|


